Hz. Ömer’in Kadıya Mektubu

kursudekimucadele
Yazı boyutu:

1. Hz. Ömer’in (r.a.) Kadıya (Hâkime) Adalet ve Mahkeme Mektubu
Hz. Ömer (r.a.) bir hâkime (kadıya) gönderdiği mektubunda şu tarihi tavsiyelerde bulunmuştur:
“Makam sahibi (üst tabakadan olan), senin haksızlık yapmanı ve kendisini kayırmanı beklemesin. Güçsüz (alt tabakadan olan) kimse de haksızlık yapmandan korkmasın.” (Cilt 16, s. 88)
Hz. Ömer (r.a.) tavsiyelerine şöyle devam etmiştir:
“Müslümanlar arasında yapılan sulh câizdir; ancak haramı helal kılan sulh bu hükmün dışındadır. Dün verdiğin hüküm hakkında düşünüp doğrusunu bulursan, bu seni hakka dönmekten alıkoymasın. Çünkü hak ezelidir; hakka dönmek, batılda devam etmekten hayırlıdır.
Davacıya delil getirmesi için yeterli bir süre tanı. Davacı o süre içinde delil (tanık) getirirse hakkını alır; getiremezse onun aleyhine hüküm verirsin. Çünkü süre tanımak, kapalılığı daha iyi dağıtır ve mazeret beyanında daha etkilidir.
Mahkemede (hak yerlerinde) hüküm vermek, Allah’ın ecri (sevabı) gerekli kıldığı ve güzel ödül verdiği şeylerdendir. Kim kendi zararına olsa bile niyetini Allah’a halis kılarsa, Allah onu diğer insanlara karşı korur. Her kim Allah’ın aksini bildiği bir konuyu insanlara süsleyerek gösterirse (riyakar davranırsa), Allah ona gazap eder. Allah’tan başkasının dünyada vereceği şey ile Allah’ın ahirette vereceği rahmet hazinelerinin farkını hayal bile edemezsin.
Şu beş şeyden ayrılma ki dinin selamette olsun ve nasibinin en çoğunu alasın:
Sana iki taraf geldiği zaman görevin; adil şahit ve anlaşmazlığı kesen yemin istemektir. Gaybı (duyularla algılanamayan şeyleri) bilmeyen hâkimin hüküm verme yolu budur. Kim buna tutunursa dini güvenlik içinde olur; dünyada övgü, ahirette sevap bakımından en büyük payı alır.
Zayıf olan kimseyi kendine yaklaştır ki gönlü kuvvetlensin, dili açılsın.
Yabancı kimseyi gözet; çünkü sen onu gözetmezsen, hakkını bırakıp gider.
Hükmetmenin daha üstün olduğu kanısına sahip olmadığın sürece insanlar arasında sulh yapmaya çalış.
Öfkeli iken hüküm verme; hiddetlenmekten ve sesini yükseltmekten sakın.” (Cilt 16, s. 89, 91, 94, 95, 97)
2. Sünnete Bağlılık, Kadılık Sorumluluğu ve İmam-ı Azam’ın Tavrı
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Benim sünnetime ve benden sonra râşid (doğru yolda olan) halifelerin sünnetine yapışınız. Ona dört elle sarılınız.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/126; Tirmizî, İlim 16)
İbn Mes’ûd (r.a.) ise şöyle konuşmuştur:
“Üzerimizden bir zaman geçti ki o zamanda bize bir şey sorulmuyordu. Biz o zaman bir şey değildik. Sonra Allah hükmetti ve biz gördüğümüz bu mertebeye ulaştık.”
İbn Mes’ûd’un (r.a.) bu sözü, vahyin indiği ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) açıklama yaptığı Asr-ı Saadet dönemine işarettir. Allah Teâlâ, İbn Mes’ûd’u küçüklük ve cahillik derecesinden bu mertebeye yükseltmiştir. Nitekim kendisi Kûfe’de (Irak) önünde 4.000 talebesi varken bu sözü söylemiştir. Hz. Ali (r.a.) Kûfe’ye gelip İbn Mes’ûd (r.a.) ve talebelerinin kendisini karşıladığını görünce ufku kapladıklarını fark etmiş ve “Bu belde ilim ve fıkıh ile dolmuş” demiştir.
İbn Mes’ûd (r.a.): “Sizden kim hâkimlikle (kadılıkla) mübtela olursa, Allah’ın kitabında olanla hüküm versin” demiştir. Bu ifadede yer alan “mübtela olursa” (belaya uğrarsa) nitelemesi, hâkimlik görevinden kaçınmanın ve bu ağır sorumluluktan sakınmanın daha faziletli olduğunu göstermektedir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin (rh.a.) tercihi de bu yöndedir. Kendisi hapsedilmesine ve defalarca kırbaçlanmasına rağmen kadılık görevini kabul etmeyip uzak durmuştur. Talebelerinden Ebu Yusuf’un, “Bu görevi kabul etsen insanlara yararlı olursun” demesi üzerine Ebu Hanife ona kızgın bir edayla bakarak: “Bana denizi yüzerek karşıya geçmemi emretsen buna gücüm yeter mi? Sanki ben yalnızca sana hâkim oluyorum!” yanıtını vermiştir. (Cilt 16, s. 100, 101, 102)
3. Hüküm Verme Hiyerarşisi, Takva ve İctihad
İbn Mes’ûd (r.a.) hüküm verme usulünü şöyle açıklamıştır:
“Allah kime bu göreve gelmeyi lütfederse, Allah’ın kitabında olanla hüküm versin. Allah’ın kitabında bulamazsa Resûlullah’ın (s.a.v.) hükümleriyle karar versin.”
Resûlullah (s.a.v.) da sahabilere böyle emrederdi. Nitekim Efendimiz (s.a.v.), Ebû Revâha’ya (r.a.) bir olayda “Ben sizin için güzel bir örnek değil miyim?” diye sorunca; Ebû Revâha, “Ey Allah’ın Resûlü! Sen özgür kılınmış (günahsız) bir boyun için çalışıyorsun. Ben ise özgür kılınıp kılınmadığı bilinmeyen bir boyun için çalışıyorum” cevabını vermiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): “Ben sizin Allah’tan en çok korkanınız olduğumu umuyorum” buyurmuştur. (Abdurrezzak, Musannef, VII/167; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, IV/38)
Hz. Peygamber (s.a.v.), Muâz b. Cebel’i (r.a.) Yemen’e gönderirken aralarında şu diyalog geçmiştir:
— “Ey Muâz, neyle hüküm vereceksin?”
— “Allah’ın kitabında olanla.”
— “Allah’ın kitabında bulamazsan?”
— “Resûlullah’ın hükümleriyle karar veririm.”
— “Resûlullah’ın hükümlerinde de bulamazsan?”
— “Kendi görüşümle (ictihad ederek) bir karar veririm.”
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): “Resûlünün elçisini muvaffak kılan Allah’a hamdolsun” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/236)
Bu hadis, ictihad yapmanın Peygamber (s.a.v.) döneminde de sonrasında olduğu gibi caiz olduğunu göstermektedir. Çünkü Muâz (r.a.) onun huzurunda “Kendi görüşümle hüküm veririm” dediğinde, Peygamberimiz bunu yadırgamamış, aksine onaylamıştır. (Cilt 16, s. 103)
4. Hâkimlerin Sınıfları ve Mesuliyetin Ağırlığı
Hz. Ali (r.a.) hâkimlerin durumunu şu şekilde özetlemiştir:
“Hâkimler (kadılar) üç türlüdür; ikisi cehennemde, birisi cennettedir. Cehennemde olanlar; hakkı bilip aksine hüküm veren kimse ile bilgisizce hüküm veren cahil kimsedir. Cennette olan ise Allah’ın kendisine ilim verdiği ve o ilimle adaletle hüküm veren kimsedir.” (Cilt 16, s. 107)
İbn Mes’ûd (r.a.) ise hâkimliğin ahiretteki ağır vebalini şu sözlerle aktarmıştır:
“Kıyamet günü hâkim (kadı), bir melek kendisini ensesinden tutmuş bir durumda uçurumun kenarına getirilir. Hâkim geriye dönünce melek onu 40 senelik bir uçuruma iter.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/430; Cilt 16, s. 108)

Views 0