İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’ye Göre Hariciler, İtikadî Şüpheler ve Kabir Azabı

kursudekimucadele
Yazı boyutu:

İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin (rh.a) talebesi Ebû Mutî‘ el-Belhî tarafından aktarılan El-Fıkhu’l-Ebsat metni, Ehl-i Sünnet omurgasının şekillendiği en can alıcı itikadî meselelere kesin çözümler getirmektedir. Müslümanları tekfir eden fırkalara bakış, kalpteki imanın dili, kabir azabı ve ilahi meşîet gibi konular risalede tavizsiz bir yöntemle ortaya konur.

1. Tahkimci Haricilerin Durumu ve Mücadele Usulü

Haricilerin “hüküm yalnızca Allah’ındır” diyerek Hz. Ali ve Muaviye arasındaki hakem heyetini inkâr eden tahkimci kolu, Hariciler zümresinin en tehlikeli ve en katı grubudur. Talebesinin “Onları tekfir edebilir miyiz?” sorusuna Ebû Hanîfe şu tarihî kaideyle karşılık verir:

“Hayır, fakat Ali ve Ömer bin Abdülaziz gibi hayırlı imamların yaptığı şekilde onlarla harp ederiz.” [1]

Hariciler tekbir getirmekte, namaz kılmakta ve gece gündüz Kur’an okumaktadır [1]. Sahabeden Ebû Ümâme (r.a), Şam Mescidi’nde Harici reislerinin başlarını gördüğünde ağlamış ve onların Resûlullah’ın (s.a.v.) bildirdiği üzere “sema örtüsü altında öldürülenlerin en şerlileri ve cehennem ehlinin köpekleri” olduğunu haber vermiştir [1, 7]. Ebû Ümâme onların bu felaketini, Âl-i İmrân Suresi 106. ayetinde geçen “yüzleri kararanlar” vasfıyla ve Allah’ın nimetlerine karşı küfrân-ı nimette bulunmalarıyla izah etmiştir [1, 8].

2. İtikadda Açıklık ve İmanın Şüphe Kabul Etmemesi

İnanç sahasında netlik esastır; açık nassları görmezden gelmek veya imanda tereddüde düşmek imanın mahiyetine terstir:

  • Kâfirin Hükmü: Bir kimse açık delillere rağmen kâfiri kâfir olarak tanımadığını veya inkârcıların son durağının cehennem olduğunu inkâr ettiğini söylerse, Kur’an’ın sarih haberlerini reddettiği için küfre girer [2].
  • “İnşallah Müminim” Şüphesi: “Sen mümin misin?” sorusuna kesin tasdik yerine şüphe veya kaçamakla “Allah daha iyi bilir” diyen kimsenin inancında zaaf ve şüphe vardır. Müminin kalbinde tereddüt bulunmamalı; “Ben gerçekten, şüphesiz müminim” diyebilmelidir [2, 3].
  • Akıbeti Peşinen İddia Etmek: Kendisinin kesin olarak cennetlik olduğunu iddia eden kimse gaybı bilmediği için yalan söyler; zira mümin cennete imanıyla nail olur, fakat günahları yüzünden cezaya çarptırılabilir. Kendisinin mutlak cehennemlik olduğunu iddia eden ise Allah’ın rahmetinden ümidini kestiği için büyük bir sapmaya düşmüştür [3].

3. Günahkâr Müminin Durumu ve İmanın Kurtarıcılığı

Müminin dünyada işlediği büyük günahlar (haksız yere adam öldürme, hırsızlık, yol kesme, zina, içki vb.) onu dinden çıkarıp kâfir yapmaz; o şahıs günahkâr bir mümindir [4].

Büyük günah işleyenler eğer tevbesiz giderlerse ve Allah onları affetmezse, işledikleri günahların karşılığı kadar cehennemde azap görürler. Ancak kalplerindeki hakiki iman sebebiyle ebediyen ateşte kalmaz, nihayetinde cehennemden çıkarılırlar [4]. Kâfirlerin ise azabı görünce iman etmeleri geçersizdir [4]:

“Onlar azabımızı gördüklerinde: ‘Yalnızca Allah’a inandık ve O’na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik’ dediler. Fakat azabımızı gördükleri andaki imanları kendilerine hiçbir fayda vermedi.” (Mü’min, 40/84-85) [4, 8]

4. Allah’ın Yüceliği, Tenzihi ve Dua Yönü

Ebû Hanîfe, Allah Teâlâ’yı mahlukata has noksanlıklardan tenzih ederken rububiyet ve uluhiyetin yüceliğine dikkat çeker. Yaratıcının şanına cisim, mekan veya yön nispet edilemez; zira alçaklık ve zemin vasıfları uluhiyet sıfatıyla bağdaşmaz [5]:

  • Dua edilirken ellerin yukarıya kaldırılması, Yüce Allah’ın mutlak yüceliğini ve kadrinin aşkınlığını temsil eder [5].
  • Hadis-i şerifte geçen cariye kıssasında (Müslim, Mesâcid 33), cariyenin semaya işaret etmesi Allah Teâlâ’ya mekan tayini değil, putlara tapınanların aksine Yaratıcı’nın zatının ve kudretinin yüceliğini ikrar manasındadır [5, 7].

5. Kabir Azabının İnkârı ve Muhkem Nasslar

Kabir azabını bütünüyle inkâr eden kimse felakete uğrayan Cehmiyye fırkasının görüşüne kapılmıştır [5]. Çünkü Kur’an-ı Kerim kabir azabına açıkça işaret etmektedir:

“Biz onları iki defa azaplandıracağız…” (Tevbe, 9/101) [5, 8]

“Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap da vardır…” (Tûr, 52/47) [5, 8]

Tenzili (lafzı ve inişi) ile tevili (manası) aynı olan muhkem nasslar tevil götürmez. Bir kimse “Ben ayete inanıyorum ama tefsir ve anlamına inanmıyorum” diyerek manası açık muhkem nassları reddederse dinin kesin hükmünü inkâr etmiş olur [5].

6. İlahi Meşîet (Kaza ve Kader)

Yüce Allah mahlukatı yaratmadan önce her şeyin nasıl cereyan edeceğini ezeli ilmiyle bilmiş ve dilemiştir. Müminler için imanı, küfrü seçenler için de küfrü yaratmayı dilemesi kulun iradesini yok saymaz [6]:

İzah: Allah’ın ezelde kulun küfrünü veya dalaletini dilemesi ve yaratması; kulun kendi cüz-i iradesiyle ve hür seçimiyle o kötülüğü tercih edeceğini bilmesindendir. Yüce Allah’ın yaratması, kulu o fiili yapmaya zorladığı (cebr) manasına gelmez; bilakis kul seçer, Allah da kulun seçimi doğrultusunda o fiili yaratır [6].

Kaynaklar

  • [1] İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rivayet: Ebû Mutî‘ el-Belhî), El-Fıkhu’l-Ebsat, Haricilerin Durumu ve Mücadele Hükmü, s. 39.
  • [2] İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rivayet: Ebû Mutî‘ el-Belhî), El-Fıkhu’l-Ebsat, İtikadda Açıklık ve İmanın Şüphe Kabul Etmemesi, s. 40.
  • [3] İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rivayet: Ebû Mutî‘ el-Belhî), El-Fıkhu’l-Ebsat, Cennet ve Cehennem İddiası, İmanın Meleklerle Benzerliği, s. 41.
  • [4] İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rivayet: Ebû Mutî‘ el-Belhî), El-Fıkhu’l-Ebsat, Büyük Günah İşleyenin Hükmü ve Şefaatin Temeli, s. 42.
  • [5] İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rivayet: Ebû Mutî‘ el-Belhî), El-Fıkhu’l-Ebsat, Tenzihi İtikad, Dua Yönü ve Kabir Azabının Delilleri, s. 44.
  • [6] İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rivayet: Ebû Mutî‘ el-Belhî), El-Fıkhu’l-Ebsat, İlahi Meşîet ve İrade Meselesi, s. 47.
  • [7] Hadis Kaynakları: Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/250, 253, 256, 259; Müslim, Mesâcid, 33.
  • [8] Kur’ân-ı Kerîm: Âl-i İmrân 3/106, Mü’min 40/84-85, Tevbe 9/101, Tûr 52/47.
Views 3