Kitaplara İman

kursudekimucadele

Şenol Demir

Yazı boyutu:

İlâhi Kitaplar, Kur’an-ı Kerim’in Nüzulü, Cem’i ve Metinlerin Tahrif Süreci

Her peygambere vahiy gelmiştir. Bazı peygamberlere gelen vahiyler bir araya getirilerek müstakil birer kitap halini almıştır. Kendilerine kitap verilmeyen peygamberler ise daha önce indirilmiş olan ilâhi bir kitaba tabi olmuş, onun hükümlerini, gönderildikleri insanlara anlatmışlardır.

Kur’an’da çeşitli peygamberlerden bahsedilmekte ve bu peygamberlerden bazılarına kitaplar verildiği anlatılmaktadır. Her Müslüman Kur’an’a inandığı gibi Kur’an’ın haber verdiği bu ilâhi kitaplara da inanmalıdır ki bu İslâm’ın inanç esasları arasında mühim bir yer tutar.

1. Suhuf (Sahifeler)

Kur’an’dan önce indirilmiş olan küçük kitaplara sahifeler mânasına “Suhuf” denir. Bunlar kitap denemeyecek hacimde risaleciklerdir (kitapçıklardır). Kendilerine suhuf verilen peygamberler şunlardır:

  • Adem (a.s): 10 sahife
  • Şit (a.s): 50 sahife
  • İdris (a.s): 30 sahife
  • İbrahim (a.s): 10 sahife

Kur’an’dan önce gelen ilâhi kitaplar bir defada toptan indirilmiştir.

2. Dört Büyük İlahi Kitap

1. Tevrat ve Ahd-i Atik

Yahudilerin ve Hristiyanların kendi kaynaklarına bakışı şöyledir: Ahd-i Atik (eski sözleşme) ve Ahd-i Cedid (yeni sözleşme) Kitab-ı Mukaddes için kullanılan bir deyimdir. Ahd-i Atik’i hem Yahudiler hem de Hristiyanlar kutsal kitapları olarak kabul ettikleri halde, Ahd-i Cedid sadece Hristiyanlar tarafından kutsal kabul edilmektedir.

Ahd-i Atik’te bulunan ve Musa (a.s)‘a indirilen Tevrat İbranice olup “şeriat ve hak sözler” anlamını taşımaktadır. Tevrat 5 kitaptan oluşur ki bunlar:

  • Tekvin
  • Huruc
  • Levitik
  • Âdât
  • Tesniye

Bizim Tevrat dediğimiz kısım bunlardan ibarettir. Ayrıca peygamberler hakkında bilgileri içeren Neviim bölümü ve Davud (a.s)’a verilen Zebur ile birlikte Ahd-i Atik toplam 3 bölümden oluşur.

  • Ahd-i Atik’in Rab Yahve (Yahova) ile İsrailoğulları arasındaki bir sözleşme olduğuna inanılır. Yahudi inancına göre Rab, İbrahim (a.s) ile bir sözleşme yapmış, aynı sözleşme daha sonraki peygamberler ile de tekrarlanmıştır. Bu sözleşme ile Rab Yahova İsrailoğullarını kendi kavmi ilân etmiş, onları diğer insanlardan üstün kılacağını ve onları Arz-ı Mev’ud (Vadedilmiş Topraklar)’a götüreceğini söylemiştir. Yahudiler de bu vaade karşılık Rablerine verdikleri sözü tutup onun emirlerinden çıkmayacaklardı.
  • Tahrif Edilmesi (Bozulması): Tevrat’ın tamamı Musa (a.s)’a levhalar halinde yazılı olarak bir defada toptan inmiştir. Tevrat, Musa (a.s)’dan sonra uzun asırlar esir ve sürgün hayatı yaşayan hatta bir arada iken bile inançlarını kaybedip putperestliğe düşen Yahudiler tarafından muhafaza edilemedi. Bugün elde olan nüsha Musa (a.s)’dan sonra bazı din adamları tarafından yazıldı, lâkin Tevrat’ın aslıymış gibi yeniden din kitabı olarak kabul edildi. Bu yüzdendir ki içinde peygamberlere yakışmayacak iftiralar yer almakta, tevhid dininin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır.

2. Zebur

Davud (a.s)’a gelen Zebur da Tevrat’ın maruz kaldığı akıbetten kurtulamamıştır. Zebur Davud (a.s)‘a bir defada toptan indirilmiştir. Davud (a.s)’a indirilmiş olan Zebur’da genellikle, O’nun Allah’a yakarışları ve ilahiler yer almaktadır. Zebur’un İbranice asıl metni manzumdur (şiir şeklindedir).

Allah’ın birliği (tevhid) temeline dayanan dinler döneminin ilk ilâhi kitaplarından olan Zebur, doğruluğu terk eden, ahlâki kaideleri tanımayan, kötülük ve günah içinde yüzen Yahudi kavmine Allah yolunu göstermek için nazil olmuştur. Bütün bunlardan ayrı olarak Yahudilerin, “Tevrat’tan sonra kitap gelmeyecektir” yolundaki iddiaları Zebur’un Davud (a.s)’a verilmesiyle yalanlanmıştır.

Zebur’la müstakil bir şeriat vazedilmemiş, Davud (a.s) Musa (a.s)’ın şeriatı ile amel etmiştir. Davud (a.s) sesinin güzelliği ile de bilinmektedir ve Zebur surelerini (mezmur) güzel sesi ile okurdu. Zebur önceleri İbranice idi. Hristiyanlığın yayılmasından sonra da Latinceye çevrilmiştir. Lâkin günümüzde orijinal bir Zebur nüshasının mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir. Bugün yeryüzünde Zebur’a tâbi bir millet bulunmamakla beraber, gerek Yahudiler, gerek Hristiyanlar ibadet ve ayinlerinde dua niyetiyle Zebur’dan parçalar okumaktadırlar. Günümüzde Zebur hemen hemen bütün dünya dillerine tercüme edilmiştir.

3. İncil ve Ahd-i Cedid

Hristiyanlara göre Allah ile insanlar arasındaki son ahid (sözleşme) İsa (a.s) vasıtasıyla yapılmış olan Ahd-i Cedid‘tir. Bu ise Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın yazdığı İncil kitaplarını, Luka’nın Resullerin İşleri kitabını ve Havariler ile Pavlus’un yazdıkları mektupları ihtiva etmektedir.

İncil de bir defada inmiş lâkin İsa (a.s)‘ın sağlığında yazılı kitap hâline getirilememiştir. İsa (a.s)’ın tebliğ süresinin kısa oluşu ve yaşadığı devrin şartları buna elvermiyordu ve İsa (a.s) kendisine gelen vahiyleri yazdıramadı. Çünkü 30 yaşında peygamber olmuş ve 33 yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu ki, 3 sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehre dolaşıp halkı irşad (doğru yolu göstermek) için uğraşmıştı. Sonradan ise Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil’i yazdırmak için ne zaman ne de imkân bulabilmişti.

Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller müelliflerinin (yazarlarının) adıyla anılmakta ve içinde İsa (a.s)’ın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadır. Bunları yazanlar İsa (a.s)’ın havarileri olan ilk müminler değil, onları gören ve ilâhi sözleri havarilerden dinleyenlerdir. En erken yazılı İncil İsa (a.s)’dan 37 sene sonra miladi 70’li senelerinde kaleme alınmıştır. Dolayısıyla İsa (a.s)’ın tebliğ ettiği hakikatler anında kaydedilememiş, sonradan yazılan İncillere ise insan sözü karışmış ve böylece kitabın aslı tahrife (aslını değiştirip bozmaya) uğramıştır.

  • İznik Konsülü: Eldeki mevcut İncillerde bir takım muhteva ve anlatış farkları görülmektedir. Aslında bu İnciller miladi 325 tarihinde İznik’te toplanan 1000 kişilik bir ruhani konsülün kararı ile kabul edilmiştir. Bu heyet yüzlerce İncil’i incelemiş ve 318 üyenin ittifakı ile en son 70 İncil’den aralarında İsa (a.s)’ın uluhiyet tarafının olduğunu ileri sürülen bugünkü 4 İncil’i kabul edip diğerlerini yakıp imha etmişlerdir. Görüldüğü gibi İsa (a.s)’ın (hâşâ) Allah’ın oğlu olduğu prensibi İsa (a.s)’dan seneler sonra bir meclis kararı ile kabul edilmiştir. Hatta bu karara bazı Hristiyan kiliseleri uymamışlardır. Bu bakımdan bugünkü Matta, Markos, Luka ve Yuhanna ismindeki 4 İncil, İsa (a.s)’a indirilen İncil’in aslına uygun değildir.

3. Önceki Kitaplara Karşı İslam’ın Bakışı

Biz (müslümanlar) Allah tarafından Musa (a.s), Davud (a.s) ve İsa (a.s)’a indirilen Tevrat, Zebur ve İncil adını taşıyan kitapları Allah’ın gönderdiğine ve bu kitapların hâk ve tevhid dinine aykırı hiçbir hüküm taşımadığına inanırız. Lâkin bu kitaplar sonradan muhafaza edilemeyerek bozulmuştur.

Bugün Yahudi ve Hristiyanların ellerinde bulunan kitapların içinde peygamberlere indirilmiş olan vahiylerden hiçbir şey yoktur diyemeyiz, lâkin içine hurafe ve batıl itikadların karıştığı da bir gerçektir. Bu sebeple bu kitaplara karşı ihtiyatlı davranırız:

  1. İçinde bulunan Kur’an’a uygun hükümlerin vahiy mahsulü olduğunu kabul ederiz.
  2. Kur’an’a zıt düşen hükümleri ise sonradan o kitaplara ilâve edildiğine ihtimal veririz.
  3. O kitapların Kur’an’a uygunluk veya zıt düşme durumu söz olmayan haberlerinde ise sükut ederiz (suskun kalırız) ve ne kabul ne de reddederiz. Çünkü onların vahiy eseri olma ihtimali olduğu kadar olmasa ihtimali de vardır.

4. Kur’an-ı Kerim’in Nüzulü, Cem’i ve Çoğaltılması

Vahyin Gelişi ve Kaydedilmesi

Kur’an-ı Kerim 23 senede ayet ayet, sure sure nazil olmuştur. Peygamber (s.a.v) kendisine nazil olan ayet ve sureleri yanında bulunan sahabelerine okur ve sahabeler de onu ezberler, vahiy kâtipleri de yazardı. Bunlar nazil olan ayetleri ve sureleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen ayet ve surenin nerede yer alacağı, Kur’an’ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimiz (s.a.v)’e Cebrail (a.s) vasıtasıyla bildiriliyor, O da vahiy katiplerine tarif ediyordu. Böylece Peygamber (s.a.v)’in sağlığında Kur’an’ın tamamı yazılmış ve nereye neyin konacağı belli olmuştur.

Ayrıca Cebrail (a.s) her Ramazan ayında gelir, o güne kadar nazil olmuş ayet ve sureleri Peygamberimize yeni baştan okurdu. Efendimiz (s.a.v)’in vefâtından evvelki son Ramazanda Cibril yine gelmiş ancak bu sefer Kur’ân’ı Peygamberimizle 2 sefer okumuşlardı:

  • 1. sefer: Cibril okumuş, Peygamberimiz (s.a.v) dinlemişti.
  • 2. sefer: Peygamberimiz (s.a.v) okumuş, Cibril dinlemişti.

Böylece Kur’an son şeklini almıştı.

Kur’an’ın Cem Edilmesi (Kitaplaştırılması)

Peygamber’in sağlığında Kur’an henüz müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halinde sahabeler arasında dağınık olarak bulunuyor, hafızlarda ezberlenmiş halde duruyordu.

Ebubekir (r.a) dönemindeki Yemâme savaşında 70 hafız ve vahiy katiplerinden bazıları şehid olunca Ömer (r.a) geliyor:

“Ey Allah Rasulu’nun halifesi, Kur’an hafızları savaşlarda birer birer şehid oluyorlar. Peygamberimiz’in hayatı devam ederken Kur’an ayetlerinin inmeye devam ettiği için Kur’an’ı 2 kapak arasına getirmeden aramızdan ayrıldı. Lâkin şimdi biz Kur’an’ı 2 kapak arasına getirmek zorundayız çünkü hafızlar şehid olmaya devam ettikçe biz Kur’an’ı toplama hususunda acziyet yaşarız”

Ebubekir (r.a) bu hususu düşündükten sonra bir heyet kurulmasına karar verince, Ömer (r.a)’a “Heyetin başına kimi öneriyorsun?” diye sordu. Ebubekir (r.a), “Zeyd b. Sabit” diye cevap verdi ve Ömer (r.a) da bu kararı uygun buldu.

Zeyd bin Sabit (r.a)‘ın bu sırada yaşı 22’dir. Kur’an’ın bir cilt halinde bir araya toplanma işi Ebubekir (r.a)’ın hilâfetinde onun başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızalardan müteşekkil bu komisyona havale edildi. Bu çalışmaları tam 1 sene sonra biterek Kur’an 2 kapak arasına alınıyor. Ashabdan herkes elinde yazılı bulunan Kur’an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sure ve ayetler Peygamberimiz (s.a.v)’in tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur’an, mushaf adıyla tek kitap hâline getirilmiş oldu.

Hazırlanan bu mushaf Ebubekir (r.a)’dan sonra Ömer (r.a)’a, Ömer (r.a) vefât edince de kızı Hafsa binti Ömer (r.anha)’ya emanet edildi. Sahabe Peygamberimiz’den Kur’an’ın nasıl yaşanacağını bildikleri için yaşayarak Kur’an’ı birbirlerine naklettiler.

Kur’an’ın Çoğaltılması

Osman (r.a) döneminde Azerbaycan seferinde bulunan Huzeyfe (r.a) bakıyor ki insanlar farklı farklı Kur’an okuyorlar. Huzeyfe (r.a) seferden Medine’ye dönünce Osman (r.a)’a bu durumu aktarıp, Kur’an’ı farklı okumanın önüne geçebilmek için Kur’an nüshalarının çoğaltılması önerisinde bulunuyor.

Osman (r.a) bunun için bir heyet oluşturuyor ve başına yine Zeyd b. Sabit (r.a)’ı getiriyor ve tek olan mushaf getiriliyor ona bakarak 7 adet daha yazılıp İslâm coğrafyalarına dağıtılıyor.

Artık Kur’an için unutulma, kaybolma, tahrif ve değişikliğe uğrama ihtimali kalmadı. Zira aslı Peygamber (s.a.v)’e gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tespit edilmişti. Bugün elde mevcut olan Kur’an’lar işte bu Kur’an’dan çoğaltılmıştır. Kur’an tespit edilişindeki sağlamlık itibariyle diğer ilâhi kitaplardan farklı olarak hiç bir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tespit edilip ortaya konmuş ve günümüze kadar muhafaza edilerek gelmiştir. Bunun nedeni Kur’an’ın ezberleme kolaylığının hiç bir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiç bir taklidinin yapılamamasının, edebiyat ve belagatına erişilememesinin ve toparlanması için azami titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir.

5. Metinlere Müdahale ve Günümüzdeki Tehlikeler

Tevrat ve İncil’e müdahale şöyle oldu:

  • Ya metne dahil olmayan şeyleri kitaplara ilâve etmişler,
  • Ya metinden bir kısım şeyleri kitaplardan çıkarmışlar,
  • Ya da yorum ile (bid’at tefsir ile) tahrif yapmışlar; böylelikle Allah’ın muradını iptal edip kendi heva ve heveslerine göre tefsir etmişlerdir.
  • Ayetler günümüze hitap etmiyor ve ayetleri şöyle şöyle anlamalıyız ve yorumlamalıyız diyerek kitaplarını bozdular. Dolayısıyla bu metinler artık tarihseldir; yani hangi insanlar tarafından yazıldığı bellidir.

Allah, Kur’an’ı beyan etme (açıklama – tefsir etme) görevini Peygamberimiz (s.a.v)’e vermiştir. Kur’an’da da mücmel (kapalı) ayetler var ve bu ayetlerin beyanı da Sünnet-i Seniyye’de ortaya konmuştur. Kâfirler eğer Sünnet-i Seniyye’yi itibarsızlaştırmayı başarırlarsa, bu sefer ki yeni hedefleri Kur’an ayetleri olacak ve mücmel (kapalı) ve müteşabih (anlamları benzeşik) ayetlere bozuk yorumlamayla (bozuk teville) verecekleri yanlış mâna ile kendi heva ve heveslerine uygun anlam verecekler.

Muhkem (sağlam ve anlamı sabit) ayetleri de tarihselci anlayışla güncel olmanın dışına itecekler. Kalacak olan ayetlerden evrensel olanları yani tevhid (Allah’ı birlemek), ahiret inancı (meâd) ve adalet gibi diğer dinlerinde de olan şeyleri bırakarak dini ifsad edecekleridr (bozacaklardır).

Allah, bel’am olan (dini bilgisi çok olduğu halde imân etmeyen) bu kâfirlere karşı mücadele ederek galip gelebilecek müminlerin sayısını çoğaltsın.

Views 1