İslâm tarihi boyunca Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sözlerini, yaşantısını ve sünnetini bizlere ulaştıran sahabilerin yeri her zaman çok özel olmuştur. Ancak bu isimler arasında biri vardır ki, rivayet ettiği hadislerin sayısıyla İslâm ilim geleneğinde adeta bir temel taşı haline gelmiştir: Ebu Hureyre (r.a.).
Peki, Ebu Hureyre kimdir? Nasıl olmuş da Peygamberimizle sadece 4 yıl geçirmesine rağmen en çok hadis rivayet eden sahabi olmuştur? Gelin, onun Yemen’den Medine’ye uzanan hayat hikayesine ve İslâm ilmine yaptığı eşsiz katkıya yakından bakalım.
Yemen’den Medine’ye Uzanan Hidayet Yolculuğu
Asıl ismi Abdurrahman b. Sahr olan Ebu Hureyre (r.a.), Yemen’in Devs kabilesine mensuptu. Babası Sahr b. Amr o henüz çocukken vefat etmişti; annesi ise Umeyye binti Subey’di. Ebu Hureyre’nin İslâm ile tanışması, kabilesinin ileri gelenlerinden Tufeyl b. Amr vesilesiyle oldu.
Tufeyl, Mekke’de iman ettikten sonra büyük bir heyecanla memleketi Yemen’e dönmüş ve kabilesine İslâm’ı anlatmaya başlamıştı. Ancak beklediği ilgiyi görememiş, çok az kişi iman etmişti. Bu duruma üzülen ve biraz da öfkelenen Tufeyl, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yanına dönerek şu serzenişte bulundu:
“Ya Rasulullah! Devs kabilesinin iman etmesi için o kadar gayret ettim ama bir türlü onları İslâm’la buluşturamadım. Artık Allah’a bir beddua et de benimle kabilemin arasını ayırsın. Ben artık onlarla muhatap olmak istemiyorum.”
Ancak Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.v.), beddua etmek yerine ellerini açtı ve şöyle dua etti:
“Allah’ım, Devs kabilesine sen hidayet nasip eyle!”
Ardından Tufeyl’e kabilesine dönmesini ve sabırla tebliğe devam etmesini emretti. Bu duanın bereketiyle, Hicret’in 7. senesinde Tufeyl b. Amr, aralarında 28 yaşındaki Ebu Hureyre’nin de bulunduğu 70 aile ile birlikte Medine’ye geldi.
Suffa Mektebi ve Hadis Rivayetindeki Yeri
Medine’ye hicret ettikten sonra Ebu Hureyre (r.a.), doğrudan Mescid-i Nebevî’nin bitişiğindeki Suffa‘ya yerleşti ve burada yoğun bir eğitim almaya başladı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile sadece 4 sene beraber yaşamış olmasına rağmen tam 5374 hadis-i şerif rivayet etmiştir. (Karşılaştırmak gerekirse; Hz. Ebubekir (r.a.) 23 yıllık beraberliğinde 147 hadis rivayet etmiştir.)
Bu rakam ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak hadis ilminin doğasını ve sahabe döneminin gerçeklerini incelediğimizde tablo netleşir:
- Tekrarların Çıkarılması: 5374 hadisin içindeki tekrarlar (farklı zincirlerle gelen aynı metinler) çıkarıldığında geriye 1579 adet benzersiz rivayet kalmaktadır.
- Sahabe ve Hadis İstatistiği: Adını bildiğimiz yaklaşık 10.000 sahabi içerisinde hadis rivayet edenlerin sayısı 1000 kadardır.
- Rivayet Dağılımı: Bu 1000 sahabinin yaklaşık 900’ü, yalnızca 1 ile 9 arasında hadis rivayet etmiştir. Çok hadis rivayet eden ravi sayısı 100 civarındadır.
- Uzun Ömür Faktörü: Bu 100 kişi içinde de ağırlığı bulunan en çok hadis rivayet eden 7 kişi (Muksirûn), Peygamberimizin vefatından sonra hadislere en çok ihtiyaç duyulan dönemlerde uzunca bir hayat yaşayan sahabilerden oluşmaktadır. Ebu Hureyre de (r.a.) Hicri 57 yılında Medine’de vefat edene kadar bu ilmi aktarmaya devam etmiştir.
“Sen Bu Kadar Hadisi Nereden Duydun?”
Ebu Hureyre’nin bu kadar çok hadis rivayet etmesi, zaman zaman diğer sahabilerin de dikkatini çekmiş ve tatlı diyaloglara sahne olmuştur.
Bir gün, kendisi de çokça hadis rivayet eden Hz. Aişe (r.a.), Ebu Hureyre’yi çağırtarak ona şu soruyu sordu: “Ebu Hureyre, senin Peygamber’den naklettiğin söylenen şu hadisler de nereden çıktı? Bizim duyduklarımızı sen de duymadın mı? Bizim gördüklerimizi sen de görmedin mi?”
Ebu Hureyre (r.a.) bu soruya, Hz. Aişe’yi tebessüm ettiren şu samimi cevabı verdi:
“Evet anacığım, senin bir kadın olarak aynayla, göze sürme sürmekle meşguliyetin varken, benim böyle bir meşguliyetim yoktu.”
Yine Hz. Aişe validemiz, Abdullah b. Ömer’e (r.a.) giderek, “Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadislerden reddettiklerin var mı?” diye sorduğunda, İbni Ömer şu itirafta bulunmuştur:
“Hayır. O cesaretli davrandı, biz ise çekingen ve korkak davrandık.”
Açlık Pahasında Bir Adanmışlık
Kendisini eleştirenlere karşı Ebu Hureyre (r.a.) durumunu şu tarihi sözlerle özetlemiştir:
“Muhacir kardeşlerim çarşıyla, pazarla ilgilendi. Ensar kardeşlerim tarlayla, bahçeyle ilgilendi. Lakin şu Allah’ın fakir kulu, günlerce aç kalma pahasına Peygamberi izleyen gözlerin sahibi oldu. Onun için ben gördüm, duydum, şahit oldum.”
Bu durumu meşhur sahabilerden Talha b. Ubeydullah (r.a.) da şu sözleriyle tasdik etmektedir:
“Allah’a yemin olsun ki, onun bizim Peygamber’den duymadıklarımızı duyduğundan asla şüphe etmem. Gerçek şu ki, bizler varlıklı kimselerdik; evimiz barkımız vardı. Peygamber’in yanına ancak sabah ya da akşamleyin gidebiliyorduk. Oysa Ebu Hureyre hiçbir şeyi olmayan fakir bir insandı. Kendisi Peygamber’in misafiri olarak Suffa’da kalır ve O’nun yanından hiç ayrılmazdı.”
İlme Olan Aşkı ve Şefaat Müjdesi
Ebu Hureyre’nin (r.a.) öğrenme tutkusu, bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından da takdir edilmiştir. Bir gün Ebu Hureyre, “Ey Allah’ın Resulü, kıyamet gününde senin şefaatine en çok kim layık olacaktır?” diye sorduğunda, Efendimiz (s.a.v.) ona şu güzel cevabı vermiştir:
“Ey Ebu Hureyre! Hadise karşı düşkünlüğünü bildiğim için senden önce hiç kimsenin bana böyle bir hadisi sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet gününde şefaatimle bahtiyar olacak en mutlu kimse, tüm kalbiyle veya içten ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kişidir.” (Buhârî)
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vefatından sonra hızla gelişen hadis ilminin en büyük aktarıcılarından biri olan Ebu Hureyre (r.a.), Hicri 57 senesinde Medine’de vefat etmiştir. Bugün okuduğumuz binlerce hadisin bize ulaşmasındaki o sarsılmaz fedakarlığı, açlık ve yokluk içinde Suffa’da geçirdiği o bereketli 4 yıla borçluyuz. Allah ondan razı olsun.
Views 1Yazar: Şenol Demir
