Arşa İstiva Meselesi
Arşa İstiva Meselesi
Lugatta “doğru ve düzgün” anlamındaki (siven) kökünden türeyen istiva mutedil, düzgün ve eşit olmak, karar kılmak, oturup yerleşmek, yönelmek, yukarı çıkmak, hakim olmak, tahta oturmak gibi manalara gelir, İstiva kavramı yedi ayette arşa, iki yerde semaya yönelik bir fiil olarak Allah’a nisbet edilmiştir.
Muhkem ve müteşabih olan nasları (ayet ve hadisleri) ve farklılıklarını anlamadan “istiva” meselesini doğru anlamak mümkün değildir.
Muhkem Ayetler: Manası açık ve zahiri itibari ile diğer ayetler ve akli delillerle bütünlük arz eden ayetlerdir. Al’i İmran süresinin yedinci ayet-i kerimesinde belirtildiği gibi bunlar Kitab’ın esasıdır. İtikat amel ve ahlak konusunda belirleyici olan bu ayetlerdir. Müteşabih ayetlerin bunların aşağısında anlaşılması gerekmektedir. Bu konuda “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur!” (Şura 11) Gibi ayet ve hadisler Allah Teâlâ’nın cisimlerde bulunan bütün hal ve vasıflardan münezzeh olduğunu ortaya koymaktadır.
Müteşabih Ayetler: Birbirine benzeyen şeylere müteşabih denir. Birden fazla manaya gelen ve bunlardan hangisinin kasd edildiği açık olmayan ve lugattaki manaların verilmesiyle Allah Teâlâ’yı mahlukata benzetmenin mümkün olabileceğini düşündürebilen ayetlere müteşabih ayet denir. Ehl-i Sünnet’e göre müteşabih ayetler muhkem ayetler ışığında değerlendirilmelidir. Müteşabih ayetlere muhkem ayetler gibi mana veren Müşebbihe, Keramiyyye, ibn Teymiyye gibiler “Rahmân Arşa istivâ etti” (Tâhâ 5) ayetini batıl inanışlarına göre “Allah Teâlâ zatıyla arşa yerleşicidir” diyerek açıklamışlardır. İbn Teymiyye Allah Teâlâ hakkında diyor ki: “Allah onlara gelip kürsüsünde oturunca yeryüzü Allah’ın nuruyla aydınlanır.” (1)
İbn Teymiyye, Mucahide nisbet edilen yerleşme sözünü söyledikten sonra uzunca açıklamalarda bulunup Allah Teâlâ’nın istivası neticesinde Arşın dört parmak bile fazlalığının kalmadığını söylemenin doğru görüş olduğunu (yani hiç yer kalmadığını ) söylüyor. (2)
Batil inançlarının sapkınlığını örtpas etmek için “Allah Teâlâ Arşın üzerine yükseldi ve oturdu, lakin celaline ve kemaline yaraşır şekilde oturur. Nasıl oturduğunu düşünmeyiz, te’vil etmeyiz, tatil etmeyiz, benzetmeyiz” derler ve bu konuda Selef mezhebine uyduklarını iddia ederler. Fakat Selef, Allah’ın sıfatlarını yaratıklarının sıfatlarına benzetmez. Selef’in yolu, Allah Teâlâ’yı şanına uygun olmayacak vasıflardan tenzih etmekle beraber kendine sıfat olarak zikretmiş olduğu vasıfların hakikatini Allah’a havale etmek, yorum ve açıklamaya girişmemektir. Diğer bir ifadeyle Allah için sıfatlarını dil ile söyleyip anlamına dalmaksızın, maksadının ne olduğunu söylemeyip zevahirinden tenzih etmektir. Allah’ın indirdiği ekilde iman edip onların hakikatını Allah’a havele ederler.
Şüphecilerin iddia ettiği gibi zahiri ilk akla gelen teşbih ve tecsim çağrıştıran manalarını almak Selefin tavrı değildir ve bu genel tasnifin aksine bazen Selef’ten te’vil eden olduğu gibi Halef’ten de sukut edip manasını Allah’a havele etme tafvid görüşünü benimseyenler de vardır. Şüpheciler “Biz bunları alırken mahlukata benzetmeyi redediyoruz” demeleri yeterli değildir. Lakin aşağıda geleceği üzere kimi şüpheciler İstiva’nın on kusür anlamından biri olan “celese” (oturmak) manasında alıp mahlukata benzemeyen bir oturmadan bahsetmiştirler. Bu, ‘Allah Teâlâ istiva etmeden önce haşa! ayakta idi de sonra oturdu’ anlamında kabul edilmesi mümkün olmayan nice problemleri peşinden getirir. Kimi şüphecilerin celese anlamına itiraz edip “teşbih” olarak bakmaları sizi yanıltmasın.
Zira “istiva”ya “istikar” (yerleşme) ve bir yerden bir yere mesafesel bir yükselme anlamında “irtifa” ve bir yerden bir yere mesafesel bir iniş anlamında “nuzul” manalarını verip, sonra da “mahlukatı gibi değildir, keyfiyetini bilmeyiz, te’vil etmeyiz, tatil etmeyiz, benzetmeyiz bu yüzden bu teşbih değildir” sözleri onların batıllığına delildir. Çünkü celese (oturdu) anlamını verenler de aynısını söylüyor. Trajikomik olan ise şu şüphecilerin Selef mezhebinde olduklarını iddia etmeleridir.
Allah Teâlâ Tâhâ sûresi beşinci âyet-i kerîmesinde meâlen “Rahmân Arşa istivâ etti” buyurmuştur ki bu haktır. Gerek Selef uleması gerek Ehl-i Sünnet Halef alimleri bu ayeti -zahirine göre- te’vil etmeden, olduğu şekliyle yani “Rahmân Arşa istivâ etti” şeklinde kabul eder. Te’vil ve yoruma girmez, girmek te istemez. Aynı Kur’an’da geçen diğer sıfatları gibi. Fakat Mücessime/Müşebbihe tayfası, istivanın bir çok manasından birini kendi kafalarına göre seçip ayetine “Rahmân zatıyla Arşa yerleşti, oturdu” diye te’vil/yorum yaparak insanların kafalarını karıştırınca, gerek Selef uleması gerek Halef uleması buna açıklık getirmek ve insanları batil inanışlardan korumak adına istivayı Allah’ın zatına sıfatlarına yakışan en uygun manası ile ifade etmişlerdir. Ehl-i Sünnet’e göre, Allah Teâlâ zatına ve sıfatlarına yakışır/layık olan şekilde Arşa istivâ etmiştir. Arşın yeri de bellidir. Dikkat edin bu ifade Mücessime/Müşebbihe’nin “zatıyla yerleşir, oturur” demelerinden çok farklıdır. Tartışmalar da bunun üzerinden sürüp gitmektedir.
Tecsîm: Allah’a cisim isnad etmek manâsına gelir. Tecsîm itikadina sahip olanlara Mücessime adı verilmektedir. Teşbîh: Allah yarattıklarına benzetmektir. Bunu yapanlara da Müşebbihe denilir.
SORU
İstiva hakkında hissi uluv diyenler ne kastederler ve onların dedikleri doğru mudur? Değil ise ne cevap verirsiniz?
CEVAP
Bu konuya yukarıda da açıklık getirdik, fakat aynı mesele farklı bir soru ile dile getirildiği için tekrar etmemizde bir beis yoktur. Günümüzde Selefiyim diye geçinenlerden bazıları istiva hakkında zihninde tasarladığı fakat dile getirirken belli sebeplerden ötürü farklı lafızlarla aktardıkları istiva aslında Hissî Bir Uluv dur. Hiss; beş duyu organlarından en az biri ile algılanan infialatlara denir.
Uluv ise; kelime manası olarak makam ve mevki olarak yükseklik ve yukarıda olmak anlamına gelir. Hissi uluv ise gerçek manada yukarıda olmak demektir, yani Selefiyim diyen kişi, gerçek manada Allah Teâlâ’nın yukarıda olduğu ve zatıyla Arş’ın üstünde olduğunu kabul etmiş ve itikad etmiştir ki küfürdür. Bazen bunu apaçık bir şekilde dile getirirler bazen de hissi uluv lafzını hiç gizlemeden apaçık bir şekilde söylerler. Bununla beraber gizlenen ve takiyye yapanlar da vardır. Selefiyim diyenler her ne kadar söz ile: “Biz hissi uluvdur demiyoruz” deseler dahi zihinlerindeki mananın hissi uluv olduğu sürdükleri delil ve münakaşa lafızlarından apaçık anlaşılıyor.
1355 Biz de onlara şu soruyu soruyoruz: -Hulul itikadı (Hristiyanlara ait olan bir itikattır) hakkındaki görüşünüz nedir? Eğer cevap olarak: “Dalalet ve sapkınlıktır” derlerse
Biz de: “Doğru söylediniz, dalalet ve sapkınlıktır. Nihayet bir konuda Ehl-i Sünnet ile uyum sağladınız. Fakat sizin Ehl-i Sünnet ile aynı görüşte olup hulul itikadını ‘dalalet ve sapkınlık’ olarak görmekle beraber istiva için ‘hissi uluv’ demeniz birbiri ile çelişiyor.”
Eğer derlerse: “Bizim kendimiz ile çeliştiğimiz nokta nedir?”
Deriz ki: Bu konuda getirdiğiniz ayetteki bir çok manası olan istivanın sizin iddia ettiğiniz manada kesin/mutlak olmadığı halde Allah Teâlâ’ya isnad ettiğiniz mekân iddiasının neticesi olarak bulunduğu yere de cihet-ul uluv dediniz. Orası neticede bir yerdir, bir mekândır. O mekân için ‘ya yaratılmış bir yerdir’ dersiniz ya da ‘yaratılmamıştır’ dersiniz. Eğer mahlûktur (yaratılmıştır) derseniz o zaman Allah Teâlâ’nın bir mahlûka hulul ettiğini söylemiş olursunuz ki bu da küfürdür! Eğer, mahlûk değildir derseniz bu sefer de şu ayet-i kerimeyi inkâr etmiş olursunuz: [Allah her şeyin yaratıcısıdır] (Rad 13/16).1 (3)
(1). İbn Teymiyye, El -Esma ve’s- Sifat 1. Cild, Sayfa 201, Darül-kütüb’il-ilmiyye,
(2). Mecmu’ul-Fetâvâ, XVI, 438 — · Mecmuu’l-Fetava, IV, 374
(3). Emrah Demiryent dökümanlarından az tasarruf ile alıntıdır.
Yazar: Seyyit Ali Hoşafcı